10 Haziran 2013 Pazartesi

   Bunları duysanız hayallere kapılmaz mısınız?: 'Yattığın yerden para kazanmak istemez misin?', '1 yılda 12000$ hesabında olabilir.', 'Dubai'de bir tatile ne dersin?'. Şu an yazarken bile kendimi Dubai'de hissettim :) İşte bu sözler; masum insanların hatta doğrudan hedef kitle olan düşlerinin peşinde koşmaya 100m yarışında startta bekler gibi hazır olan öğrenci arkadaşlarıma bir avcının yemi gibi başta karşı koyulmaz bir hal alabilir.

   Bir gün bir arkadaşınız belki de hiç konuşmadığınız biri bile sizi, bu sözleri sıralayacak etkili konuşması olan, yaşadığı hayata imrenilir birinin yanına götürebilir. Hatta bu kişi erkekler için bayan olacaktır ki bana anlatan kızın tatlılığını hala unutamıyorum :) Efendim, bu elemanların bana ve binlerce öğrenciye anlattığı olay 'Network Marketing' diye tabir edilen yüksek bir ihtimalle göte pıçağı yemelik ama belki de senin başarabileceğin(!) kısa yoldan zengin olmayı sağlayan mesleki bir iş.

   Size bir domain vs. bir ürün teklif ediyorlar tabi ki dolgun bir ücret karşılığı en azından bir öğrenci için. Siz onu satın alıyorsunuz ve  sonra sizden aynı ürünü başkalarına satmanızı istiyorlar. Siz satın alıyorsunuz onlar kazanıyor.Siz satıyorsunuz yine onlar kazanıyor ama bu kez siz de kazanıyorsunuz. Bu böyle gittikçe üsttekiler hesabını dolduruyor ve tabi siz de.Buna saadet zinciri, titan zinciri deniliyor, soy ağacı misali. İşin merak edilir yanı: verdiğiniz parayı ne kadar sürede kara geçirebiliyorsunuz? Onlar, sizin çalışma temponuza göre 1-2 ay gibi kısa bir sürede dahi olabileceğini ve hatta 1 yılda zengin mertebesine ulaşabileceğinizi söylüyorlar. İstediğiniz her şeyi satın alabiliyor, istediğiniz yere tatile gidebiliyorsunuz artık parayla ne yapmak istiyorsanız işte.

   Çok  kolay gibi görünse de aslında zor bir sektör olup sektör tamamen üçkağıtçılık üzerine dayalı.Size o ünlü şunu demiş, bu ünlü bunu demiş falan güven sağlamaya çalışıyorlar.Sektörü geleceğin mesleği olarak lanse ediyor bu ünlü arkadaşlar.Tabi bu işten köşeyi dönmüş insanları da sizin önünüze koyuyorlar.Bir öğretmen, bir doktor günde saatlerce çalışıp kazandığıyla sizin yatarak kazanacağınız paranın arasındaki uçuruma bırakıyorlar sizi.Bunca vaadin üzerine sizi para kazanmaya davet ediyorlar işte. İnsanın hemen marketçi olası geliyor değil mi ? :)

   Bana geldiğinde teklif ben de düşündüm herkes gibi. Araştırdığımda işin göründüğü gibi olmadığını farkettim. Size verdikleri domain  ya da ürün yani sizin de satacağınız şey sembolik, sadece şirketin faaliyetlerini yasallaştırıyor.Bu ürünü olduğundan pahalıya 1000-1500 Türk Lirasına alıyorsunuz. Siz bu pahalı ürünü satmakta elbette zorlanırsınız.Sonra bir öğretmenin bir doktorun yaptığı işi,maaşını küçümsediğini görüyoruz. Bu işe girenler kendilerini hayat tribününde vip'de görüyorlar.Ayrıca her daim kazananlar zincirin en üstündeki olacaktır.Sizin bir garantiniz yok.Hem bunca insan neden uyuyor? Böyle bir sektörde para kolay kazanılıyorsa, neden herkes zengin olmuyor?  Peki bu sektörde paraya para demeyenler var mı? Olmalı zaten. Alıcının önünde zengin olan örnekler olması gerekmez mi? Diyanetçe de bu meslek caiz kabul edilmiyor. Açıkça bu zincir, hayallerini kullanarak insan üzerinden para kazanmaktan başka bir şey değil.

   Demem o ki; bu üçkağıtçı sektör gün geçtikçe büyüyor ve güçlü bir  topluluk halini alıyor. Size de bir gün teklif gelebilir. Hedef kitle olan öğrenci arkadaşlarımın bu tip teklifler karşından bir çok kez düşünüp araştırmasını tavsiye ederim.Sonradan pişman olup para kaybedip üzüleceğinize hayallerinize yenilmeyin. Elbet hayallerinize ulaşacaksınız ama bu  yoldan değil. 
  
   Bu mevzuyu araştırdığımda dikkatimi çeken çakal Charles Ponzi. Bu olayın atası diyelim. Ne olduysa onun kurnaz fikirlerinden olmuş. Onun ilginç hikayesini anlatan bir yazıyı da paylaşmak isterim. Ölümü de hakettiği cinsten hani :) 

***

   Charles Ponzi

charles ponzi’nin yaşantısı gerçekten de filmlere konu olabilecek ölçüde bir serüvendir. ponzi, kısa yoldan zengin olmayı düşleyen birçok kişiye sonradan örnek teşkil etmiş, onların bir anlamda “idol”ü haline gelmiştir. charles ponzi’yi örnek alanlar o kadar ileri gitmişlerdir ki bir defasında koca bir ülkeyi toplumsal çöküntünün eşiğine kadar getirmişlerdir. onun yolundan gidenlerin kurdukları sayısız “ponzi organizasyon”, “piramit organizasyon” ya da “saadet zinciri”, on milyonlarca kişinin para kazandığı ve tümüyle meşru bir iş kolu olan doğrudan satışın, arada sırada hiç de hak etmediği eleştiriler almasına neden olmuştur.

posta kuponundan piramit organizasyona

kahramanımız ponzi, 1882 yılında italya’da doğar ve genç yaşta, yeni dünya’ya göç etmeye karar verir. 1903 yılında new york’a iner ve burada, akla gelebilecek her türlü işe girer çıkar. 1917 yılında boston’a yerleşmeye karar verir. bundan iki yıl sonra da 1919’da, ihracat sektörü için bir dergi yayınlama hazırlığı içindeyken uluslararası posta kuponları ile tanışır.

posta kuponları, 1906 yılında 60’dan fazla ülkenin altına imza attığı bir anlaşmayla yürürlüğe girmiş olan bir uygulamadır. buradaki amaç, bu kuponların gönderildiği kişilerin onları kendi ülkelerinde nakde çevirebilmeleriydi. ponzi’nin ilgisini çeken, bu kuponların farklı ülkelerde farklı değerlere sahip olmalarıydı. bir başka deyişle, abd’de 1 dolar değerinde olan bir uluslararası posta kuponu, o dönemde bir başka ülkede altı kat fazlasına kadar paraya dönüştürülebiliyordu.

ponzi, dükkanının kepenklerini müşterilerine “45 günde yüzde 50 - 90 günde yüzde 100 faiz” vaadiyle açar. görünüşte kurduğu iş, posta kuponlarının değişik ülkelerde farklı değerleri olmalarından oluşan “spread”den para kazanmaya dayanıyordu. fakat pratikte, değerleri “cent”lerle ifade edilen bu kuponları çeşitli ülkelere gönderip nakde çevirtebilmek, hele o günün koşullarında olanaksızdı. ama bu kimin umurundaydı ki? ponzi’nin yatırımcıları, inanılması güç kazançlar elde ediyorlardı.

haber, çabuk yayılır ve birkaç ay içinde insanlar, ponzi’nin bürosunun önünde kuyruklar oluşturmaya başlarlar. kısa sürede binlerce kişi, charles ponzi’nin bu girişimine binlerce dolar tutarındaki birikimlerini yatırır. haftalık “tahsilat” 1 milyon doları bulduğunda ponzi, artık şube sayısını artırmaya karar verir.

charles ponzi’nin şirketi aslında polisin dikkatinden kaçmaz ancak yapılanlarda kimse de kanunsuz bir taraf göremez. dahası, inanılmaz kazançlar elde etmekte olan yatırımcılar da hayatlarından son derece memnundurlar.

işler tersine dönüyor

1920 yılında bir gazetede ponzi’nin şirketinin yasal olup olmadığını tartışmaya açan bir makale, işlerin birden değişmesine neden olur. yasal güçler, soruşturma tamamlanıncaya kadar charles ponzi’nin mevduat kabul etmesini yasaklarlar. birkaç saat içinde de ponzi’nin şubelerinin önünde, paralarını çekmek isteyen kalabalıklar oluşmaya başlar. ponzi her ne kadar onları olanca gücüyle ikna etmeye çalışmış olsa da, o günün akşamında yaklaşık 1.000 kişi paralarını ponzi’den çekmiştir bile.

yeni yatırımcı olmaması, her “saadet zinciri”nde olduğu gibi burada da tatlı rüyanın sonu anlamına gelir. 10 ağustos 1920’de, charles ponzi resmen iflas eder. o ana değin 40.000 kişinin, ponzi’nin şirketine o günkü değeri ile 15 milyon dolar yatırdığı ortaya çıkar. ponzi’nin dosyaları incelendiğinde, milyonlarca posta kuponunun satın alınmış olduğuna dair kayıtlara rastlanır. ancak ponzi, sadece iki kuponun satın alındığını kanıtlayabilir! şirketin toplam net varlığı, 1,6 milyon dolar olarak açıklanır ki bu, ponzi’nin şirketine yatırılan toplam tutarla kıyaslanamayacak kadar küçük bir rakamdır.

ponzi, posta kuponu işinden dolayı hapse girer. hapisten çıktıktan sonra bu defa da florida’da, arazi alım-satımı üzerine bir piramit organizasyon oluşturur. tekrar yakalanır ve yeniden hapse girer. ikinci defa hapisten çıktığında önce italya’ya, ardından da bir italyan havayolu şirketinin temsilcisi olarak brezilya’ya gider ve oraya yerleşir. yaşamı boyunca binlerce insanı dolandıran charles ponzi, 1949 yılında rio de janeiro’da bir kimsesizler yurdunda ölür.

arnavutluk’ta olanlar 

charles ponzi, sonradan birçok piramit organizasyona ilham kaynağı olmuştur. ama bunların en ünlüleri, hiç kuşku yok ki 1990’lı yıllarda tüm ulusu iflasın eşiğine getiren, arnavutluk’takilerdir.

komünizmin arnavutluk’ta çökmesinden sonra yeni ve deneyimsiz kitlelerin elinde oluşan para, ponzi’nin yolundan gitmeyi seçenlerin ilgilerini çekmekte gecikmez. kurulan bir piramidi, bir başkası izler ve yıllık enflasyonun %10-15’ler seviyesinde olduğu bu ülkede piramit organizasyonlar aylık %20-30 faiz vaad etmeğe başlarlar. bu aylık faizler, 1996’nın sonlarına doğru %50’ye kadar yükselir.

başlarda, her zaman olduğu gibi herşey güllük gülistanlıktır. yatırımcılar, daha önce görmedikleri gelirler elde etmekte ve istediklerinde de paralarını geriye almakta herhangi bir zorlukla karşılaşmamaktadırlar. ancak bu saadet zinciri, 1997 yılında parça parça olur. insanlar sokaklara dökülür, bazı şehirlerde isyanlar çıkar. çeşitli kaynaklara göre, çıkan karışıklıklarda 2.000 arnavut hayatını kaybeder. herşey durulduğunda, arnavutluk’ta kurulan piramit organizasyonların, halktan yaklaşık 1,2 milyar dolar topladıkları anlaşılır!

(eksisozluk.com)

***



   

  







Post a Comment:

Etiketler